17 Kasım 2009 Salı

GİRİŞ











Sarpıncık Feneri

Okumakta olduğunuz blog, Karaburun İnecik köyüne olan sevgimizin bir ürünüdür. Amacımız her açıdan bakir ve sosyoekonomik nedenlerle yaşlılara terk edilen ve güzelim Zeytin ve üzümünün,onların can suyu zeytinyağı ve şırasının, pekmezinin anılara karışmasının uzak olmadığı Karaburun için bir şeyler yapma ve onu tanıtmak, Karaburun'un doğal ve kültürel güzelliklerinim ve zenginliklerini aktarabilmektir.



Harman Zamanı

Gövdeleri boğum boğum görmüş geçirmiş zeytin ağaçları..
Kabuklarının üzerinde yüzyılların izi var. Dile kolay; hasat zamanı bereketten dalları yere varan ağaçlar yüz, yüzelli hatta üç yüz yıllık bir yaşam deneyiminin bilgeliğini taşıyor.Güneş altında ya da gece dolunayda gümüşi pırıltılar saçan küçük yaprakları geçmiş yaşamların fısıltısını ulkaştırıyor bize . İzmir, Karaburun yarımadası'nda denize doğru inen sarp kayalıklar üstünde göğe doğru yükselirken ne asil duruşları var... Ağaçlar arasında yürürken yoğun olarak hissedilen zeytin kokusu elle tutulacak denli somut. Zeytin ağaçlarının dalları arasından aşağıda bir kaybolup, bir beliren turkuvaz renkli denizse gönül çelici. Ayaklarınızın altındaki kır bitkileri havayı büyüleyici tatlı bir kokuyla dolduruyor.
Bugün Ege Bölgesindeki en bozulmamış doğal alan olan Karaburun yarımadası, geleneksel yöntemlerle ve hiçbir kimyasal ilaç kullanmadan yapılan tarım uygulamaları, henüz yapılaşmaya kurban gitmemiş sahil kesimi bölgenin en imrenilecek özellikleri...


Eğlenhoca Köyü


video

Karaburunda Zaman

HABERLER VE İLETİŞİM

İLETİŞİM:
M.Cengiz TÜMER
e-posta: mctumer@gmail.com

GSM: 0 532 4639986

TOPLANTI DUYURUSU:
İNECİGÖRSEL'e kurumsal bir kimlik kazandırmak ve İnecik Köyünü Doğal ve Mimari dokusunu koruyarak geliştirmek için İnecik Köyü Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneğinin kuruluşu için Tüzük ve kuruluş dosyasını oluşturmak için;

29 KASIM 2009 Saat: 14.30 İnecik Köy Kahvesinde toplantı yapılacaktır.

COĞRAFİ KONUM
















COĞRAFİ KONUMU:
İzmir körfezinin batısında, Urla yarımadasının kuzeye doğru uzanan parçasıdır. Güneyde Urla ilçesi,batı ve kuzeyde Ege Denizi, doğusunda da İzmir Körfezi ile çevrilidir. Akdağ'ın kuzey yamacında yer alan Karaburun kırsal nitelikli küçük bir balıkçı kasabası görünümü taşır ve İl merkezi İzmir'e 109 km uzaklıktadır.
JEOLOJİK YAPI:
Ekseninde ikinci zaman kalkerleri ve çevresinde volkanik arazi sıralanır. Yarımada da vadiler ve ovalar kalker ve andezitlerden oluşan dağlarla çevrilmiştir. Mezozoik yaşlı kristalin kalkerlerinden oluşan Kuraka yarımadası haşin bir topografya gösterir. Eğim değerleri bir çok yerde %500 civarında değişir, çıplak görünümlü kalker satıhlar üzerinde muhtelif şekiller gösteren pürüzler vardır. Jeolojik yapı bakımından alüvyonlar ile örtülü yerler daha çok deniz kıyısındaki düzlüklerdir. Bunların arasında gördüklerimiz Balıkıova iskelesi, Çiftlik köy bunlar ile kaplıdır. Karaburun yarımadasındaki körfezlerin her iki kıyısında neojen tüf ve kalkerleri görülür, böylece bütün bu körfezlerin neojen zamanda veya daha sonra meydana geldiği söylenebilir.














Akdağ

FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ:
Urla yarımadasının kuzey kesimini oluşturan Karaburun yöresi deniz kıyısından ani yükselen tepelerle gerek eğim değerlerinin fazla oluşu gerek kütlevi bir görünüme sahip olmasından ötürü özellik taşır. Eğimlerin %300 e yaklaştığı yarımadanın orta kesiminde kuzey güney doğrultusunda Akdağ (1.218 m) uzanır. Bu dağlık kütle güneye doğru hafifçe alçalarak fakat hiç kesintiye uğramadan güneye kadar devam eder. Kuzeyde 1200 m.yi geçen kütle güneyde 700 m. Civarında değişim gösterir. Kıran dağ 662 m. , Kaneli Dağ 665 m., Veli Dağ 602 m. Bu yörenin en yüksek kısımlarını oluşturur.

YER ALTI ZENGİNLİKLERİ İlçe topraklarında Manastır köyü yakınlarında cıva madenleri bulunur. Yeraltı suları: Yarımadanın büyük bir bölümü litolojik yapı nedeni ile yer altı suyu bakımından zengin değildir. Karaburun yarımadasının Gülbahçe köyünün 200 m uzağında Gülbahçe Ilıcası bulunur. Kaynayan suyun miktarı azdır ve sıcaklığıda 17,5 C dir. Litrede anyon ve katyon miktarı 42.9 gr dır.

AKARSULAR VE DERELER:
Faylanmalarla kırılmış ve yükselmiş olan yüzeyler üzerinde oluşan akarsu şebekeleri bünyeye uygun topografik şekilleri meydana getirmiştir. Akdağ'dan kısa akışlı birkaç dere kaynaklanır. Boyları fazla uzun olmayan bu akarsular sahada derin vadiler oluşturmuş ve yöreyi çok parçalamıştır. Daimi akışı olan iki akarsuyun birincisi yörenin batısında Parlak koyunun gerisindeki yamaçlardan doğar. Sazadin Deresi olarak isimlendirilen akarsu Salman köyü yakınlarında hafifçe güneye döner ve Meşeli çevresinde derin bir boğaza girer. Sazadin deresi Denizgiren yakınlarında geniş bir aluvyal kıyı oluşturarak denize dökülür. Yatağında her mevsim su bulunur. Bu yörenin daimi akışı olan ve en büyük akarsuyu olarak bilinen Camiboğazı Deresi ise Harlık dere, Değirmendere, Karan deresi ve İris gölünden beslenir. Bozdağ, Pirenli dağ ve Akdağ yakınlarından küçük dallar alan akarsu bu sahada sayısız küçük eğim kırıklarından çavlanlar yaparak akar. Birleşen bu küçük kollar tek akarsu halinde derin bir boğazla eski Karareis köyüne gelir.














Badembükü

İKLİM:
Karaburun yarımadasının iklim koşulları Batı Anadolu' nun Ege kıyı kesiminin iklim koşullarına yaklaşık değerler gösterir. Yazlar sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı geçen Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Genel olarak Karaburun yarımadasında sıcaklık dağılışına bakıldığında ortalama yıllık sıcaklık 17 C dir. Yağış dağılışındaki bir özellik, Karaburun yarımadasında yağışın yüksek bir değer göstermesidir. ( 783 mm. ) Yağışların en kurak
Badembükü

olduğu yıllarda bile 750 mm. Nin altına düşmemesi bu yörenin iyi yağış aldığını gösterir. Karaburun'da iklimsel ve topografik özelliklerden dolayı güney ve kuzeydoğu rüzgarları hakimdir. Yıllık ortalama rüzgar hızı 3.6 m/sn dir.

















BİTKİ ÖRTÜSÜ - FLORA:
''Mimas ile Erythrai arasında, zengin av hayvanları ve ormanlık ile kaplı yüksek bir dağ olan Mimas uzanır '' Strabon

''Bir Karaburun vardır ki ol buruna Kesendere burnu derler. Mezkur burundan Kumburnuna varana cümle çam ormanıdır.'' Piri Reis

Karaburun yarımadası yöresinde orman alanlarının yüksek yerlerde tutunabildiği ve büyük kısmının yok olduğu yerini maki elemanlarına bıraktığı görülür.

''...Toy oğlun taşkınlığına insanoğlu şaşakaldı. Yalaz, yalazdı baştancı otağı Olimpos dağı, Tanrıların tanrısı Zeus görmüştü olanları, Zeus'un şimşekleri, yıldırım olup düşürdü yakarak Phaeton'u, Kutsal Mimas'ın doruğunda ulu orman kül oldu. Mimas'ta Phaeton'un güzel bedeni karıştı, ten rengi kül yığınlarına...'
Metamor, Pioses
Bozdağ ve Akdağ yöreleri olarak tanımlanan bu yüksek sahada ormanlık alanlar göze çarpar. Bu yöredeki hakim formasyon maki elemanları tarafından oluşturulur. En fazla görülenler sandal ( Arbutus Andrachne ), melengiç (Pistacia ), kermez meşesi ( Onercus Coccifera) vb. Karaburun yarımadasının güneyinde Gülbahçe ve çevresinde genellikle zayıf bir garig formasyonu oluşturan geven, ayakakan ve kekik otu göze çarpar. Renozinaların egemen olduğu Mordoğan ve çevresinde maki türleri daha sık bir görünüm alır. Yamaçlara doğru serpinti kümeler halinde kızıl çam koruları ortaya çıkar. Karaburun ilçe merkezi civarında haşin reliefe karşın bitki örtüsünde bir yoğunlaşma göze çarpar. Bunun nedeni yağışların bu kesimde nispeten fazla olmasıdır. Karaburun yarımadasında yamaçlarda ve alçak kesimlerde Laden ( Cistus Albitus ) çok egemen olarak görülür ve baharda açtığı mor ve beyaz çiçekleri ile çıplak yamaçlara güzellik verir. Batı Anadolu'yu baştan başa gezen CHANDLER 'Travels in Asia Minör ' adlı kitabında şöyle anlatır. '' Rüzgar ile parlayan suyun yüzünden sıkı zeytin ağaçları ve ormanlar ile kaplı Karaburun güneyde çam ağaçları ve çalılıklar ile yamaçlarda çiçekler ile örtülü idi.'' Karaburun yarımadasının kuzey, kuzeybatı ve batı kesimlerinde de yoğun kızıl çam ormanlarına rastlanmaktadır. Küçükbahçe ve gerisindeki maki türleri arasında kermez meşesi, melengiç, koca yemiş ve sakız dikkati çekmektedir.














HAYVAN VARLIĞI - FAUNA:
Yarımadadaki biyolojik çeşitlılık de dikkat çekicidir. Burada 200'ün üzerinde kuş ve 380 bitki türü yaşamaktadır. Bölgenin türü tehlike altında bulunan Akdeniz foku ( Monachus monachus ) ve Avrasya Su Samurunun Lutra lutra ) da yaşam alanı olması bu bakir topraklardaki yaşam konusunda bize bir fikir veriyor.

ZEYTİN AĞACI VE ZEYTİNYAĞI



ZEYTİN AĞACI VE ZEYTİNYAĞI:
'' ...Ve onlara diyeceksin : Bu, Nesilleriniz boyunca bana mukaddes mesh yağı olacak. ''
Eski Ahit, çıkış, 30:31

Zeytin ağacı aradığı en uygun iklimsel koşulları burada bulmuş ve insanlara her konuda yararlı olan şeyi, yani ZEYTİNYAĞINI sunmuştur. Zeytinyağını aydınlatmada kullanabilirsiniz, zeytinyağı ile yıkanabilir ya da gıcırdayan kapı menteşelerinizi yağlayabilirsiniz. Zeytinyağı kozmetiklerin temel maddesidir. Elmaslar zeytinyağı ile parlatılır. Krallar, bebekler ve ölüm döşeğindekiler zeytinyağı ile meshedilir. E vitamini deposudur. Kolesterol içermez. Eşsiz bir koruyucudur; balığın, peynirin hatta şarabın yıllarca bozulmadan kalmasını sağlar. Kızgın zeytinyağı savaşlarda çok etkili bir silahtı. Ve tabiiki onu yiyebilirsiniz. 4000 yıl boyunca Akdeniz kültürlerinde paradan ilaca pek çok kullanımıyla yaşamın ayrılmaz bir parçasıydı.
''Zeytinyağının Tarihçesi'' ni Komili - Ünilever firmasının hazırladığı broşürden aktaralım.

'' Adem, ölümünden önce Tanrıdan merhamet yağını diledi ve bunun için oğlu Şit'i görevlendirdi. Şit, cennet bahçelerindeki iyilik ve kötülük ağacından üç tohum aldı ve babasının ağzına koydu. Babası gömülünce tohumlar yeşerdi ve tohumlardan zeytin ağacı, sedir ağacı ve servi ağacı büyüdü.

Zeytinle ve zeytin ağacı ile ilişkimiz insanlık kadar eskidir. Arkeolojik buluntular zeytinin MÖ. 6000 yılından beri tüketildiğini gösteriyor. Yani 8000 yıldır. Bilinen en eski yazılı kaynaklarda da zeytinden çok sık söz ediliyor. Nuh Peygamberden başlayacak olursak Nuh, tufanın şiddeti azalınca hayatın başlayıp başlamadığını öğrenmek için gemisinden güvercini salıyor. Güvercin gemiye ağzında taze koparılmış bir zeytin dalı ile dönüyor. Nuh bu işaretten tufanın bitmiş olduğunu anlıyor. O zamandan günümüze ağzında zeytin dalı taşıyan güvercin barışın simgesi olmuştur.

Atina şehrinin kurucusu ve koruyucusu Pallas Athena , bu şehrin tanrıçası olma hakkını Poseidon ile giriştiği yarışı kazanarak elde etmiştir. Bu yarışta Olimpos Tanrıları yargıç olmuşlar ve ikisinden de insanlık için yararlı birer hediye istemişler. Poseidon topraktan güçlü ve kuvvetli bir at çıkarmış, Athena ise zeytin ağacı. Tanrılar zeytin ağacını insanlık için daha yararlı bulmuşlar ve şehrin tanrıçası Athena olmuş.

İbranilerin tanrısı Yahova, Tevrat'ta vaftiz yağının nasıl hazırlanacağını Musa'ya uzun uzun anlatmıştır. Bu yağ, zeytinyağı ve çeşitli kokuların ve parfümlerin karışımından ibarettir. Zeytinyağının çeşitli kokularla birlikte vücuda sürülmesi ise belki de bundan çok öncedir. Çünkü insanlar zeytinyağını yemekler dışında kozmetik olarak da kullanmışlardır.























Zeytin ağacı, bütün kutsal kitapların ağacıdır. İsa Peygamber'in göğe çıkışının gerçekleştiği Zeytindağı'nın eteklerindeki Getsemani Bahçesi'nde o zamandan kalma zeytin ağaçları bugün hala durmaktadır. Bu ağaçlardaki zeytinler Hıristiyanlara İsa'nın gözyaşlarını hatırlatırlar.

Kur'an-ı Kerim 'de de zeytinden söz ediliyor. Kur'an da bu ağacın Sina dağından geldiği, meyvalarından yağ elde edildiği ve bu yağın yemeklere lezzet vermek için kullanıldığı yazılıdır. Zeytin ağacı eski dönemlerin zenginlik simgesidir. Davut Peygamber artık Filistin'in yani zeytinyağı ve bal diyarının zeytin ağaçlarını hırsızlardan korumak amacı ile özel muhafızlar görevlendirmişti. İlyas Peygamber, fakir ve dul bir kadının evindeki tek değerli eşya olan küçük bir zeytinyağı testisini çalkalamış ve bu testiyi bir çok testi haline getirmiş. Dul kadın ve çocukları hepsinin içi yağ dolu testileri satarak borçlarından kurtulmuşlar ve bir ömür boyu rahat yaşam sürmüşlerdir. İncil' de soyulan ve yaralanan bir adamın yaralarının zeytinyağı ve şarapla iyi edildiği anlatılır. Bu da zeytinyağının çok eskilerden beri yaraları ve yanıkları iyileştirmede kullanıldığını kanıtlamakta. Zeytin ağacının anavatanının Mezopotamya bölgesi olduğu ve çevresine de buradan yayıldığı tahmin ediliyor. Zeytin sözcüğünün etimolojik kökeni, zeytin ağacının yolculuğu hakkında da bize bilgi verebilir. İbrani'ce '' zeyt'' kökünden 'ez-zeyt' ve zeytin sözcükleri türüyor. Ayrıca Anadolu'da çok eskiden yaşamış Akatların dilinde de ' zeirtum ' sözcüğü var. Daha sonra bu sözcükleri İspanyolca'da buluyoruz. 'Aseite' ve 'aseituna'. Eski Yunanca'daki 'elaila', Latince'deki 'olea' ve 'olivium'sözcüklerine dönüşüyor. Mısırlılara ise zeytin ağacının yetiştirilmesini ve zeytinyağının elde edilmesini Tanrıça İsis öğretmiştir. Zeytin ağacı ile M.Ö. 3000 yıllarında tanışıyor Mısırlılar , Zeytin dalları ve yaprakları Tutankhamun'un başında 'adaletin tacı' olarak bütün Mısır resimlerinde işlenmiştir. Daha sonra Yunanlılar ve Romalılar bu tür çelenkleri şeref simgesi olarak benimsemişlerdir.

'' Zeytin ağacı ağır ve zahmetli büyür. Ancak buna değecek kadar da uzun ömürlüdür. Bazı bölgelerde 1000 yaşından büyük zeytin ağaçları vardır. Yaprakların üst yüzü koyu yeşil, alt yüzü ise gümüş renklidir. Ağacın gövdesi çürümeye karşı çok dayanıklıdır. Ağaç ölse de köklerinden yenisi çıkar. Bütün eski yazılı kaynaklarda Mezopotamya, Akdeniz ve Ege bölgesinin zeytin ağaçları ile süslenmiş olduğundan söz edilir. Zeytin ağacı bir yıl bol, bir yıl da kıt ürün verir. Zeytin en fazla yağ içeren meyvelerdendir. Ağırlığının % 20-30 u kadar yağ içerir. Yağı kullanılacak zeytinlerin ağaçta olgunlaşması beklenir. Sofralık zeytinler ya elle sıyrılarak ya da silkelenerek toplanır.

M.Ö. 2500 yıllarında Giritlilerin ticaret yaşamında zeytinyağı çok önemli bir yer tutuyordu. Zeytinyağı koymak için yapılan küpler, Kral Minos'un Knossos'taki sarayında bugün hala muhafaza edilmektedir. Kendilerini Yunanlı olarak kabul etmeyen Giritliler, Başka özellikleri ile de ünlüdür. Kalp hastalıklarını neredeyse hiç tanımıyorlar çünkü dünya da zeytinyağını en çok onlar tüketiyorlar. Eski Yunanlılar ve tarihin bilinen ilk önemli tüccarları olan Fenikeliler, M.Ö. 5. Yüzyılda Batı Akdeniz ülkelerine zeytinyağı ihraç ediyorlardı. Yunanlılar zeytini kutsal bir ürün olarak görürlerdi. Öyle ki, Yunanlılarda zeytin yetiştirme ve toplama işini yalnızca bakire kızlar ve erkekler yapabilirdi.

ZEYTİNYAĞI TÜRLERİ:
'' Zeytinyağı insan gibidir. Kalitesi kişiden kişiye değişir ve gölgeler ardına gizlenmiştir.''
Paco Nunez de PRADO

Zeytinyağının koku, renk ve asit derecesi, tat ve elde etme biçimine göre değişen türleri vardır. Bu türler arasında en değerlisine NATÜREL ya da SIZMA denir.

Natürel ya da Sızma zeytinyağı, zeytinden soğuk presle elde edilen ilk yağdır. Genellikle çiğ olarak tüketilir. En çok salatalarda kullanılır, haşlanmış sebzelere ve soslara kullanılır. İkinci tür, natürel zeytinyağının rafine edilmesinden elde edilir ve daha çok zeytinyağının lezzetine alışkın olmayan ülkeler tarafından tüketilir. LİGHT olarak Adlandırılır. Rengi daha açık kokusu daha hafiftir.

Üçüncü bir tür ülkemizde RİVİERA olarak bilinir. Riviera, rafine zeytinyağı ile natürelin özel karışımından elde edilir . Daha çok yemeklerde kullanılır. Her tür zeytinyağı son yıllardaki yaygın kanının aksine kızartmalar için ideal yağdır. Çünkü yanma derecesi diğer yağlardan yüksektir. Erime noktası da 5 C ile 7 C arasında olduğu için kolay hazmedilir. Zeytinyağı 19 C civarında ve ışıksız bir yerde muhafaza edilmelidir. Çeşitli bitki ve otları zeytinyağında bekleterek birbirinden değişik soslar elde edilebilir. Sarımsak, soğan, fesleğen, Hindistan cevizi tohumu, taze kekik,biberiye, veya defne yaprağı ile bekletilen zeytinyağı ile mükemmel salatalar, mezeler ve yemekler hazırlamak mümkündür.

TARİH VE MİTOLOJİ

TARİH VE MİTOLOJİ:
Tüm Anadolu'da olduğu gibi Ege bölgesi ve Karaburun'da da tarih ve mitoloji içiçedir ve birbirinden ayırmak imkansızdır. Çakmaktepe de yapılan kazılarda ele geçen buluntular yöreye Kalkolitik cağda ( M.Ö 5500-3500 ) yerleşildiğini gösterir. Çakmakepedeki araştırma Hamit Zübeyir KOŞAR ve Hakkı GÜLTEKİN tarafından dört kısımda yapıldı. Bu kazılardan çıkarılan taş el baltaları, bir takım öğütme araçları, kesici araçlar, ilkel çanak ve çömlekler MÖ. 4000 yıllarında buraların yerleşme alanı olduğunu doğrulamaktadır. MÖ. 4. yy da yaşamış tarihçi Herodot İonların Batı Anadolu'ya gelişlerini anlatır ve diller hakkında bilgi verir, 'Khios ve Erytrai aynı bölge dilini konuşur.' MÖ. 7. yy'ı izleyen devirde büyük gelişme içinde olan Erytrai'de çıkan pişmiş topraktan heykelcikler, seramik kap kacaklar diğer İon şehirleri gibi ulaştığı refahı yansıtır.
Mermandlar Lidya Krallığını ellerine geçirdikten sonra batıdaki bereketli toprakları işgal altında tutmak istemişlerdir. Ionıa'nın bir kısmı gibi Mimas yarımadasının da Mermandların eline geçmiş olması olasılığı kuvvetlidir. Pers hakimiyetinden Roma hakimiyetine kadar Karaburun yarımadasında önemli bir tarihsel olay saptanmamıştır. MÖ. 133 de Bergama Krallığı'nın vasiyet yolu ile Roma'ya bağlanması ile Batı Anadolu da Roma yönetimi altına girdi. Roma yönetimine girdikten sonra tüm yarımada eski önemini yitirdi. Fakat yine de Balıklıova- Mordoğan arasında bulunan Roma mezarı bu dönemde bir yerleşme olduğunu göstermektedir. Anadolu'nun Türk boylarının egemenliğine girişi genelde 1071 Malazgirt meydan savaşı sonrası gösteriliyorsa da Anadolu'nun Türkleşmesi eldeki verilere göre çok daha öncedir. 1071 - 1081 yılları arasında İzmir'i başkent yapan ve Batı Anadolu'nun büyük kısmına hükmeden Çaka Bey'in Erytrai'de bu süre içinde egemen olduğu şüphesizdir. Çaka Bey'in yarımada üzerinde kısa süren hakimiyeti 2. Bizans döneminde silinmiş gibidir. Bat Anadolu'da kısa süren Türk egemenliğinden sonra Karaburun yarımadasıda ikinci kez Bizans yönetimine geçer. Çaka Beyden sonra Batı Anadolu'nun tekrar Türklerin egemenliğine girmesi Beylikler Dönemine rastlar. Bizansa rağmen İzmir yöresini kontrol altında tutan Sasa Beyden Aydınoğlu Mehmet Bey'in buraları alması ile çevre Aydınoğulları egemenliğine girer. Gerçektende 17. Yy'ın Umumi eserlerinden sayılan Cami-üd Düvel' de Aydınoğulları hükmünde bulunan beldeler içinde Urla - Karaburun'da gösterilmektedir. (İstanbul Umumi Kütüphane yazması No: 5020, C.2.Sh.428) Aydınoğulları Tarihinden edindiğimiz bilgilere dayanarak 18 yy.da
Karaburun, Çeşme ve Urla'nın Sığla Sancağına bağlı olduğunu görmekteyiz. Timur istilası yüzünden geciken Anadolu'daki Türk birliği ve egemenliği Çelebi Mehmet'in Osmanlı Devletini ihyası ve Aydınoğlu Beyliğini alması ile Batı Anadolu'nun bu kısmı da Osmanlı yönetimine girmiştir. Eski adı Ahırlı olan Karaburun, 1415'te Osmanlı topraklarına katıldı. 19. Yüzyıl sonlarında Aydın vilâyetinin İzmir merkez kazasına bağlı bir nahiye merkeziydi. 1903 te kaza merkezi yapıldı. Karaburun Yarımadasının 14.- 15. Yy da Ceneviz, Selçuklular, Anadolu Beyliklerinde olduğu gibi Osmanlılar zamanında da korsan saldırıları ve korkusunu da uzun süre üzerinden atamadığını köylerin konumlarından anlıyoruz. 18.yy sonlarına kadar köylerin denizden görülmeyen ya da zor görülen yerlerde kurulduğu görülmektedir. Bunlara en iyi örnek Mordoğan, ilçe merkezi Ahırlının eski yerleşim yeri olan Haseki, Küçükbahçe ile Parlak Köylerinin yerleşimidir.19. yy da kurulan köyler ise denizden kolayca görülebilen yerlerdir. Çatalkaya, Eğlenhoca, Kösedere, Amberseki vb.
Börklüce Mustafa olayı :
Karaburun'da tarihi değerlerin, kültür öğelerinin oluşmasında 1420 lif yıllarda yaşadığı saptanan Sivas kadısının oğlu Şeyh Bedrettin'in ve onun düşüncelerini uygulamaya çalışan Börklüce Mustafa'nın önemi büyüktür. Dede Sultan olarak da bilinen Börklüce Mustafa, Şeyh Bedrettin adına bir isyana önderlik etmiştir. Fetret Devri'nde Edirne'de hükümdarlığını ilan eden Musa Çelebinin kazaskerliğini yapan Şeyh Bedrettin'in kethüdasıydı. 1413 te tahta çıkan I. Mehmet ( Çelebi ) , Şeyh Bedrettin'i İznik'e sürgün edince, Mustafa da onun düşüncelerini yaymaya başladı. Bu düşünceler doğrultusunda İzmir ve Aydın çevresinde büyük bir kitleyi arkasında toplamayı başardı. Ayrıca Sakız adasındaki Hıristiyanlar arasında da pek çok yandaş buldu. I. Mehmed'in Tesalya ve Selanik de hükümdarlığını ilan etmeye kalkışan kardeşi Mustafa Çelebinin üzerine yürümesinden yararlanan Börklüce Mustafa yaklaşık 5 bin kişilik bir kuvvetle Karaburun'da ayaklandı.Börklüce Mustafa önce üzerine gönderilen İzmir sancak beyi Alexander'i öldürdü, ardından Saruhan sancak beyi Timurtaş paşazade Ali Bey'i de bozguna uğrattı. Bunun üzerine I. Mehmed Sadrazam ve beylerbeyi Bayezıd Paşa ile oğlu Murad'ı büyük bir ordu ile Börklüce'nin üzerine gönderdi. Bayezıd Paşa önemli kayıplar vererek, büyük uğraşlar sonunda Börklüce'yi yakaladı. Ayasuluğa ( bugünkü Selçuk) götürerek yandaşları ile birlikte öldürdü. Ama ölümünden sonra Dede Sultan'ın yaşadığı söylencesi yörede yaygınlık kazandı ve bir çok halk şiirine konu oldu.
Mitolojide Mimas Yarımadası:
''...Efsaneleşmiş tanrılara karışmış ulu Mimas Dağı (Akdağ) bir kat daha görkemli ve Apollon'un kutsal ışığı ile parlayarak seyrediyordu Ege'nin sularını yaslandığı yerinden.''
Homeros, İlyada'dan
Tarihin akışı içinde bir çok ünlü şair ve ozan da Mimas yarım adası ile ilgili dizeler yazmışlardır. Homeros'un dizelerinde etkinliğini sürdürmüştür. Bu tanrısal dağın doruğundaki tapınakta şenlikler düzenlenerek, nem ve serinlik dileyen kutsal törenler yapılmıştır. Mimas dağının doruğunda siyah granitten yapılmış olduğu sanılan tapınaktan söz edilmektedir. ''Tanrıça Athena ilk kez kutsal zeytini Mimas'ta yetiştirdi.'' Der Ovidius bir şiirinde .. Belki de bu nedenle zeytini, hurması eşsiz ve yağı lezzetlidir Mimas'ın. Homeros Odysseia' da '' Khios'un aşağısından rüzgarlı Mimas'ı mı tutalım yoksa ? Yakarıyorduk Tanrıya bir belirti göstersin diye'' Metamore, Pioses isimli şiir kitabında Mimas'a olan tutkusunu şu dizelerle anlatır:
''Helios, ateş tanrısı,genç dayanılmaz,güzel yapılı, senin yanan ateş kızılı saçların Ve ışıktan gözlerinle hangi ölümlü dayanır sana ..''

Mitolojide Mimas'ın Grek ve Roma sanatçılarına ilham kaynağı olduğu bir gerçektir. Binlerce yıl öncesinin yapıtlarıyla bilgi aktaran sanatçılardan öğreniyoruz ki ; Mimas'ın insanları doğayı seven, dost ve cesur kişilerdi. Romalı şair Virgillus ''Mimas'ın birinci ademi sonradan Troia'ya gidip orada yaşadı, Troia'lı Paris'le can kardeş oldular, birbirlerini çok sevdiler.Truvalı Parisle Troia Savaşlarına katıldı. Bu savaşlarda vurularak, yaşamını mertçe tamamladı'' diye anlatır.

Narkissos. Nergis çiçeğine adını veren Narkissos'un öyküsü hemen her çağda şairleri esinlemiş bir öyküdür. Onu en güzel anlatanlar arasında Latin şairi Ovidius önde gelir. Ovidius, Narkissos ile Echo efsanelerini birleştirerek iki insanın aşk uğruna harcadıkları boşuna çabaları bir tek dram olarak canlandırır. Onun ustaca anlatımından birkaç parçayı aşağıya almayı uygun buldum. Çeviri, 1944 yılı Tercüme Mecmua'sında çıkan Can YÜCEL çevirisidir;




Ekho görünce Narkissos'u bir ıssız kırda
dolaşırken,
Arzu sardı gönlünü, düştü gizlenerek
izlerinin ardına;
Bir çıranın ucuna sürülmüş yanıcı
kükürt,
Beri getirilen alevi nasıl kaparsa,
Ekho da yaklaştıkça ona daha yakından yanıyordu
aşkla.
Kaç kere okşayıcı gözlerle ona
sokulmak,
Kaç kere yumuşak dileklerini ona
sunmak istedi;
Yaradılışı vermedi izin söze başlamaya,



Bekleyebilirdi ancak sözleri ki onlara
cevap yollayacak.
Narkisos'la Ekho arasında anlamsız
diyalog şöyle sürdürülür;
Bağırdı; 'Orada kim var? ', ' Var ' diye
cevap verdi yankı,
Narkissos, ' Burada buluşalım ' der,
Ekho da koşa koşa çıkar ormandan,
ama oğlan kızı görünce kaçmaya
koyulur:
' Ölmek yeğdir ' diye bağırıyordu,
'olacaksa her şeyim senin',
Ekho başka bir şey söylemedi'Senin her
şeyim'.
Bundan sonra da asıl Narkissos efsanesi başlar;

Berrak bir pınar vardı, dalgalarında
gümüşler oynaşır,
Ona ulaşan ne bir çoban, ne otlayan bir keçi,
ne bir sürü,
Ne vahşi bir hayvan, ne ağaçtan düşen
bir dal,
Tek bir kuş bile yoktu onun sükununu
bozan.
Çevresinde en yakın suyla beslenir bir
çayır,
Ve oranın güneş ışığı ile ısınmasına engel olan
orman,
Pınar ve yerin güzelliği çeker onu
kendine,
Uzanır Narkissos av yorgunluğu ve
sıcağın verdiği ağırlıkla yere.
Gidermek isterken susuzluğunu,
artıyordu bir yandan susuzluğu,
İçtikçe suya vuran güzelliğine hayran,
Seviyordu temiz bir hayali, vücut
sanıyordu sulardakini,
Donakaldı Paros mermerinden bir
heykele benzeyen o aynı yüzle
Kımıldamaksızın, bakıyordu kendine
kendi şaşkın şaşkın...

Bilmeden kendini arzuluyor, severken
onu kendini seviyor,
İsterken kendini istiyordu, içini yakan
ateşi tutuşturan da kendiydi.
Kaç kere faydasız öpücükler sundu
aldatan pınara...
Ellerini kaç kere daldırdı, boşa kavuştu
kolları sularda.
Neyi gördüğünü bilmiyor, fakat
yanıyordu onunla,
Gözleri aldatan hayal onu coşturuyordu.
Anlıyorum, o benim, aldatmıyor beni
artık hayalim,
Tutuşturan da ben yanan da,

Kendime olan sevgimle yanıyorum.
Ne yapayım ? isteneyim mi ? isteyeyim
mi? İstenecek ne kaldı artık,
Beni yoksul ediyor varlığım, arzuladığım
benimle,
Ayrılabilsem vücudumdan, garip bir dilek
seven için ama
Sevdiğim uzak olsa keşke, kemirsin artık
gücümü acı,
Ve geldi son günleri ömrümün,
göçüyorum hayatımın baharında,
Ölüm gelmeyecek bana ağır,
dinecekse acılarım,
Sevdiğim daha ömürlü olun dilerim,
Ve şimdi can verelim ikimiz bir solukta.
Narkissos gün geçtikçe eriyip gider.
Ekho da uzaktan seyreder sevdiğini,
tekrarlar durur iniltilerini ve bu güzelim
şiir şu dizelerle sona erer:
Şunlar oldu son sözleri, gözlerini
ayırmadan sulara bakan Narkissos'un,
' Ey boş yere sevdiğim çocuk' ; yer
tekrar iletti dediklerini,Elveda ' deyince o, bağırdı Ekho:
'Elveda'
Yorgun başını dayadı sık çayırlığa,
Ölüm kapadı efendilerinin güzelliğine
hayran gözlerini,
Hala bakıyordu kendine, yeraltına
göçtükten sonra bile,
Bakıyordu Styks sularına. Dövündüler
bacıları Naios'lar,
Kesik saçlarını yanı başına koydular,
dövündüler Dryas'lar,
Ekho da katıldı onlara. Tam sedyeyi,
odun yığınını , titreyen meşaleleri
hazırladılar,
Vücut yoktu hiçbir yerde, yerinde sarı
göbeğini
Beyaz yaprakların kucakladığı bir çiçek
buldular.
İşte sarı göbeğini beyaz yaprakların kucakladığı mis kokulu narin nergis çiçeği bu çiçektir.

YAKIN TARİH

YAKIN TARİH:
Balkan savaşları sonrası, Birinci Dünya Savaşı öncesi Batı Anadolu bölgesinde, Balkan faciasının etkileriyle toplumsal ve ekonomik hayatta dalgalanmalar olmuştu. Karaburun kazası ve köyleri de bundan nasibini almıştı. Yöreye işgücü olarak gelip, yerleşme olanağı bulan Rumlar ve yüzyıllardır bu topraklarda Türklerle aynı ya da komşu köylerde yaşayan, Yunan diliyle konuşan aynı zamanda, yöredeki tanıkların deyişiyle, ''Farisi Türkçe '' konuşur yerli Rumlar bu yöreleri terk etmek zorunda kalmışlardı. Bu olay gerek Rumlar, gerekse Türklerin hafızasında derin izler bırakmıştı.20. yüzyıl başlarından günümüze değin yörede yerleşim birimlerinin bazılarının adlarının değiştiği, bazı köylerin ahalisinin yer değiştirdiği, yeni yerleşim birimlerinin oluştuğu görülmektedir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında yörenin nüfus yapısı, söz konusu olay ve savaşın uzun sürmesi nedeniyle değişmişti. İzmir'in Büyük Devletlerin izniyle, Yunanistan tarafından işgalini izleyen günlerde yöreyi terk etme durumunda kalmış olan Rumlar yanlarına yenilerini de ekleyerek geri dönmüşlerdi.
Bu dönemde eskisinden biraz farklı şekilde, Türk ve Rum toplulukları aynı veya ayrı köylerde komşu olarak birlikte yaşamak durumunda kalmışlardı. Bu şekilde gel-git'in görüldüğü yerleşim birimleri başta kaza merkezi Ahırlı- Karaburun olmak üzere Mordoğan ( köyü, iskele Yenicepınar., tekke ), Kösedere iskelesi, Ambarseki, Saip, Manastır, Bozköy, Tepeboz-Yeniliman, Haseki, Sarpıncık,Sazak, Boynak- Parlak, Salman, Denizgiren ve Küçükbahçe doğrudan, Çatalkaya, Hacılar, Eğlenhoca, İnecik, Kösedere, Çullu, Hisarcık,, Yayla köyleri dolaylı olarak bu gelişmeler, değişmeler ve bunların yarattığı sorunlardan etkilenmişlerdi. Kurtuluş Savaşı sonrasında yaşananlar, mübadele sırası ve sonrasında yaşananlar bu olayları izleyen önemli halkalardı ve doğal olarak bir önceki durum sonraki oluşumlarda etkili olmuştu.
Yörede yaşayanların bazen kendi iradeleri dışında, Osmanlı İmparatorluğu genelinde meydana gelen olayların etkisinde kalmalarının ve siyasi zorlamaların sonucu karşılaştığı olaylar bölgede bir nüfus hareketine neden olmuştur.
· 19. Yüzyıl sonlarından 1914'e değin Türk ve Rum nüfusu artmıştır.
· 1914-1919 arasında Rum nüfusta büyük, Türk nüfusta ise küçük de olsa azalma görülmüştür.
· 1919 -1922 arasında Türk nüfus azalmış, Rum nüfus ise hızla artmıştır.
· Toplam nüfus, 1914'e değin artış, 1914-1918 arası düşüş, 1919-1922 arası artış ve 1922 sonlarından itibaren yeniden düşüş eğilimi göstermiştir,
· İncelenen dönemin askeri ve siyasi olaylarının yöredeki nüfus hareketlerinin oluşumumda belirleyici rol oynadığı anlaşılmaktadır. Yöredeki yerleşme birimlerinin Yunan işgali yıllarında 1919-1922 arasında nüfus yapılarına göre durumları şöyledir:
· Çatalkaya, Hacılar, Eğlenhoca, İnecik, Kösedere, Çullu, Hisarcık Bozköy,Yayla köyleri Türk köyleridir.
· Yenicepınar, Tekke, Mordoğan iskelesi, Manastır, Yeniliman, Sazak, Denizgiren Rum yerleşmesidir.
· Mordoğan köyü, Amberseki, Saip, Ahırlı, Tepeboz, Haseki, Sarpıncık, Boynak-Parlak, Salman ve Küçükbahçe karışık köylerdi.














Sonuç olarak:

· Yaklaşık üç buçuk yıl süren Yunan işgali, yörede yaşayan insanların üzerinde, gündelik yaşama, sosyal, kültürel ve ekonomik faaliyetlere, siyasal, askeri ve toplumsal bir baskı şeklinde olmamıştır.
· Bölgenin coğrafyası ve toplumsal yapısının değişikliğe uğramasına karşın, silahlı bir karşı koyma veya açıktan Ankara'ya destek verme gibi olayların görülmeyişi, işgal ve ilhakı gerçekleştirmeye çalışanları böyle bir girişimde bulunmaya zorlamamıştır.
· Yöredeki yerleşme birimlerinde farklı etnik ve dinsel topluluklar arası ilişkiler Osmanlı Döneminde olduğu gibi iyi komşuluk ilişkileri biçiminde sürdürülebilmiş, Yunan yönetiminin sistemli bir göç ettirme, boyun eğdirme ve zorlama olayı ortaya çıkmamıştır.

· Yunan ordusunun yöreden çekilmesi ve Rumların yöreyi terk etmeleri hızla gerçekleşmiş, büyük çapta bir çatışma olmamıştır.
· Helenizm'in Anadolu macerası, Türk İstiklal Savaşına, Ulusal Kurtuluş Savaşına neden olmuş,Türkiye üzerinde oynanmak istenen olaylara M. Kemal ATATÜRK önderliğinde dur denilmiştir.

NASIL GİDİLİR, NEREDE KALINIR, NE YENİR ?







NASIL GİDİLİR ?

1. Aracınızla İzmir'den Çeşme Otoyoluna girip Karaburun ayrımından çıktıktan sonra İçmeler rampasını tırmanınca Karaburun yönüne dönerek yaklaşık 55 km dar ve virajlı bir yolculuktan sonra Karaburun'a ulaşırsınız. İzmir - Karaburun arası 109 km dir.

2. Otobüs ile İzmir Üçkuyular semt garajından kalkan otobüslerle yaklaşık bir buçuk saatlik bir yolculuktan sonra Karaburun'a ulaşırsınız.




NERDE KALINIR,
Konaklama:
Karaburun yakın geçmişe kadar konaklama açısından yetersiz bir belde iken son yıllarda yapılan 4* iki otel 3* bir oteli ve pansiyonları ile konuklarını ağırlamaktadır.

ARASOTEL**** Mordoğan
NARCISUS OTEL **** Karaburun iskele mevkii
ASTORIA OTEL *** Karaburun Bodrum mevkii
KAYNARPINAR MARİNA PANSİYON
BİZİM EV PANSİYON Kaynarpınar


NE YENİR ?
Karaburun denizle çevrili bir Ege kasabası olması nedeniyle hemen hemen her mevsim her çeşit balığın bulunduğu, nefis zeytin ve zeytinyağı ile ege mutfağının buluştuğu, hurma zeytini, enginarı turp otu, radika ve Ege'ye özgü otları ile yapılan salataları ile sağlıklı ve lezzetli tadlar sunmaktadır. Özellikle Balıklıova, Kaynarpınar ve Karaburun Bodrum ve iskele mevkiinde temiz ve ucuz balık lokantaları konuklarını ağırlamaktadır.

RIDVAN RESTAURANT Balıklıova
PARTAL KARDEŞLER RESTAURANT Balıklıova
TOZKOPARAN RESTAURANT Balıklıova
KÖY SOFRASI Balıklıova çıkışı
KÜLTÜR TEPESİ ALAATTİN' İN YERİ Kaynarpınar
MARİNA RESTAURANT Kaynarpınar

Önemli Telefon Numaraları:

Karaburun
Kaymakamlık 0232 731 30 01
İlçe Emniyet Müdürlüğü 155 veya 0232 731 30 13
Karaburun Belediye Başkanlığı 0232 731 30 33
Jandarma Bl.K.lığı 156 veya 0232 731 30 16
Jandarma - Yeni liman Karakolu 156 veya 0232 735 40 40
Jandarma - Küçükbahçe Karakolu 156 veya
0232 734 00 01 İnsan Hakları Masası 0232 731 30 01
Sağlık Merkezi 0232 731 30 75
Eczane - Karaburun 0232 731 30 45
Eczane - Saadet 0232 731 33 97
Yangın 155 veya 0232 731 30 13
Orman Yangın 177
Elektrik Arıza 0232 731 34 03
Su Arıza 0232 731 30 20
Telefon Arıza 122 veya 0232 737 60 00
Belediye Zabıta 153
Trafik 154 veya 0232 731 30 13
Otobüs Terminali 0232 731 40 22
Taksi Durağı 0232 731 30 15

Pansiyonlar
Alkış Pansiyon 0232 731 32 86
Doğancan Pansiyon 0232 731 38 44
Ergin Pansiyon 0232 731 30 78
Hızır reis Pansiyon 0232 731 10 04
Kalyon Pansiyon 0232 731 34 43

Lokantalar
Albatros 0232 731 32 62
İskele 0232 731 41 41
Kalyon 0232 731 34 43
Number One 0232 731 40 87

Mordoğan
Mordoğan Belediye Başkanlığı 0232 737 80 95
Sağlık Ocağı 0232 737 82 38
Eczane - Baran 0232 737 75 30
Eczane - Mordoğan Ege 0232 737 55 20
Jandarma - Mordoğan Karakolu 156 veya 0232 737 80 29
Yangın 0232 737 50 50 veya 0232 737 80 95
Orman Yangın 177
Elektrik Arıza 0232 731 34 03
Su Arıza 0232 737 80 95
Telefon Arıza 122 veya 0232 737 60 00
Belediye Zabıta 153 veya 0232 737 81 40
Otobüs Terminali 0232 737 81 39
Taksi Durağı 0232 737 53 71

Oteller & Moteller
Rüya Beldesi Otel 0232 737 83 75
Akman Motel 0232 737 72 48
Aterina Motel 0232 277 82 95
Flamingo Motel 0232 737 72 93
Gül Motel 0232 737 82 11
Yalı Motel 0232 737 60 46
Yıldız Motel 0232 737 81 85

Pansiyonlar
Ayışığı Pansiyon 0232 737 78 87
Er-Er Pansiyon 0232 737 80 08
Gürlük Pansiyon 0232 737 83 71
Lider Pansiyon 0232 737 80 40